İliklerime kadar üşüyorsam bugünler de; sen yoksun demek ki yakınlarım da. Hani söz vermiştik bir gece uykusundan önce; bırakırsan ellerimi üşürdü ellerin. Acaba diyorum benim yüreğim üşürken; üşüyor musun sen de. Nefret edilmeye değer milyonlarca şey varken; öyle bir alışmış ki ruhum seninle hayatı sevmeye, edemiyorum bir türlü. Elbette aşktı senin ismin, özlemekti her nefes alış verişin. Tabi ki bırakıp gittiğin o günden sonra aklımda kalan ihanet rengi gözlerin olmasaydı. Tutmasan da artık ellerimden, fark etmez sevgili gözlerin uzak gözlerimden. İliklerim üşümüş, yüreğim nasır tutmuş neyi değiştirir, yokluğun da benliğim unutulmuş.
Gidişinden sonra sana yazılar yazdım defalarca, sevmedim sildim. Özlemlerimi anlatacak kelimeler kullanmak istedim satır aralarımda, bulamadım vazgeçtim. Zaten öyle bir kelime yokmuş büyük Türkçe sözlüğünde. Lakin hala bir umudum var, o sözlüğe yeni bir kelime ekleyebilirim. Ellerin üşümüyor olsa da şimdiler de, biliyorum gözlerin hala gözlerimde. Ramiz Dayı da Ezel’e aşk masalları anlatmıyor artık, bilmiyorsun belki öldü oda. İlk sen ölmüştün benim için, sonra Ramiz Dayı, seni mi kıskandı ne. Nasıl bir kelime bu kadar acımasız olabilir, bir duyguyu tarif etmek bu kadar mı imkânsızdır. İlk içtiğim sigara gibiydi hasretin; içten içe ölüme götürebilecek güçte. Ne ben vazgeçtim sigara içmekten, ne de sen vazgeçtin sevgili kendine hasret bırakmaktan.
Rengi neydi gözlerinin sahi, unuttum kaç zaman geçti ayrılık saatinden bugüne. Ellerim üşümüyor artık, hissediyorum sıcaklığını. Nafile bir yanım öyle çok üşüyor ki, yetmiyor ellerim ısıtmaya. Gecelerin bir anlamı olmalıydı, bıraktığın o kimsesiz karanlık vakitlerin yani. İsterdim o kimsesiz anlarımda sana olan hasretimi anlatmayı satırlarımda; ilk aklıma gelen ihanet rengi gözlerin olmasaydı.



Son Yorumlar