İskenderun Yarıkkaya Efsanesi -Hz. Ali-

Bir savaşta Hz. Ali, Amanos dağını kılıcı Zülfikar ile yarmıştır. Bu öyle bir yarılmadır ki, bütün kainat gürültüden sarsılmıştır. Kayanın ikiye bölünmesiyle de meydana gelen kesikten, Hz. Ali , kır atı (düldül) ile geçmiş ve müminlere yardım etmiştir. Düldülün ayak izleri o günden bugüne hala aranırmış. Bu hikaye biraz farklı da şu anlatılmakta:


Savaş sırasında Hz. Ali’nin karşısına Merhap isimli biri çıkmış. Annesi, Merhap’a; “Dünyada kiminle savaşırsan savaş, mutlaka yenersin. Ancak ismi, Ali olan herhangi biriyle savaşma.” demiş. Fakat şeytan, Merhap’ın aklına girmiş. “Bir sürü Ali var, hangi birisiyle savaşmayacaksın; hepsi insan” demiş. Buna aldanan Merhap,kılıcını herkesin her velinin öğündüğü Hz. Ali’ye kaldırmış, ancak eli, kolu öylece havada kalmış. Hz. Ali, derhal kılıcını elinden atmış, onunla savaşmadan vaz geçmiş O savaşçı er, bu işe, bu yersiz af ve merhamete şaşırmış. Demiş ki: “Bana keskin kılıcını kaldırmıştın, neden kılıcı indirdin ve beni bıraktın? Benimle savaşmadan daha ne gördün de, beni avlamadan vaz geçtin? Ne gördün ki bu derecede kızgınken kızgınlığın yatıştı? Böyle bir şimşek çaktı, sonra sönüverdi, ne gördün? O gördüğün şeyin aksi bana da vurdu. Gönlümde, canımda bir şule parladı.

Yiğitlikte Allah aslanısın, mürüvvete kimsin, bunu kim bilir?” Hz Ali de demiş ki: “Ben kılıcı Allah için vuruyorum. Allah kuluyum, ten memuru değil. Allah aslanıyım; heva ve heves aslanı değil. İşim, dinime şahittir.”, ” İlim kılıcı, demir kılıçtan daha keskin, hatta yüzlerce ordudan daha galip, daha üstündür.” Nice düşmanlıklar vardır ki, dostluğa çıkar. Nice yıkılmalar vardır ki, yapılmaya döner.”, “Belayı def etmenin çaresi; sitem etmek değildir.” Bunun üzerine Hz. Ali bu kişiyi öldürmek istemez. O kişiye; “Seni öldürmeyeceğim, eğer seni öldürürsem nefsime yenik düşerim, sana kızdığım için seni öldürmüş olurum.” der ve kılıcını sinirlenerek dağa vurur ve dağ ikiye bölünür.

Bir diğer Yarıkkaya efsanesi ise Gülbahar ile Osman’ın aşkını anlatmakta.

Gün batımında Akdeniz’in serin sularına bırakılan hüzünlü bir aşkın öyküsüdür Gülbahar’la Osman’ın aşkı. Mutlulukla başlayan ve hüzünlü bir acıyla sona eren Gülbahar ve Osman’ın Amanoslarda yaşadığı aşk, Hatay’ın 1084 yılında Türk hakimiyetine geçtiği dönemde yaşanmış bir efsane olarak dünden bugüne anlatılır. 1084′lü yıllarda Amanos Dağlarının etekleri, ormanlık, yeşillik düz arazilerle kaplıydı. O zamanlar da, bu dağ eteklerinde aşiretler yaz için yayla olarak kabul eder ve her sene buralarda konaklardı. İşte Amanos Dağlarında yaşayan iki ayrı aşiretten Gülbahar ve Osman’ın yaşandığı söylenen efsanesidir. Bir gün Osman, gurbete çıkıp, gezmek Aşireti için göçmeden yaşayabilecekleri rahat bir yer aramaya çıktı.

Gece gündüz demeden yollar, dağlar, tepeler aştı. Sonunda Gülbahar’ın yaşadığı yere geldi. O sırada Gülbahar bir ağaç altında oturmuş, yün eğiriyordu. Osman onu görür görmez kalbine bir şeyler saplandığını hissetti. Gülbahar’da birden başını kaldırınca O’da Osmanlı görünce değişik bir hisse kapıldı. Bu ilk bakışta aşık olmuştu. Yani Yıldırım aşkıydı. İkisinin de yüreğinde derin bir sızı oldu. Çünkü ikisi de ayrı Aşiretin üyesiydi.

Osman’ın aşiretine Kimse kız vermez ve almazdı. Nedenini kendileri bile bilmiyorlardı. Ama işte yıllardan beri süre gelen bir adetti. Bu koşullara rağmen Osman Gülbahar’ı babasından istetti. Ama baba Nuh dedi peygamber demedi. Bir türlü kızını vermedi. Sonunda bir şartla razı oldu. Amanos Dağının bir yerinde bir geçit açmasını istedi. Ama bu olanaksızdı. Osmancık böyle bir şartı asla yerine getiremezdi. Aylarca günlerce Amanos Dağının çevresinde dolaştı. Sonunda bugünkü Yarıkkaya’nın olduğu yere geldi. Dağın tam yamacında koca bir taş vardı. Eğer o taşı yerinden oynatıp yuvarlanmasını sağlayabilirse, bir geçit açabilirdi. Ama imkansızdı. Günlerce tek başına o kayayı nasıl yerinden oynatabileceğini düşündü.O kayanın çevresinde bulunan toprak çok yumuşaktır. Kışın yağan yağmurlarla toprak kayması çok sık olan bir olaydı. Osman yari Gülbahar için bunlara katlandı. Bir sabah yine taşı yerinden oynatmak için çabalarken, kayanın bulunduğu çevrede toprak kayması başladı. Bu kaymalar yiğit Osman’ın felaketi oldu.

Osman, kayaların altında kalarak öldü. Osman’ın ölüm haberini alan Gülbahar çılgına döndü. Gülbahar Yarıkkaya’nın en yüksek yerine çıkıp “Aman Osman”, “Aman Osman” diye feryat eden Gülbahar, Osman’ın acısına dayanamayarak kendini yamaçtan aşağı attı. O günden bu güne bu dağlar Amanos diye anılır. İşte Amanos dağlarında doğan güneş, her gün Gülbahar ve Osman’ın hüzünlü aşkını alır ve gün batımında Akdeniz’in serin sularına salıverir usulca…